Türkiye Savunma Bütçesi: NATO %2 Hedefi ve GSYİH Karşılaştırması
Türkiye'nin savunma bütçesi NATO ülkeleriyle karşılaştırmalı analiz. GSYİH oranı, personel-tedarik dağılımı, gizli harcamalar ve modernizasyon ihtiyacı.
Savunma bütçeleri, bir ülkenin güvenlik önceliklerinin en dürüst aynasıdır. Siyasetçiler kürsüde ne söylerse söylesin, para nereye gidiyorsa öncelik orada demektir. Türkiye’nin savunma bütçesi de bu kuralın dışında değil. Ama bütçe rakamlarını doğru okumak, anlaşılan ilk bakışta göründüğünden zor.
NATO’nun meşhur “yüzde 2” hedefini herkes duymuştur. Peki Türkiye bu hedefi karşılıyor mu? Kağıt üzerinde evet. Ama o kağıdın altında, bütçenin nasıl harcandığına, personel giderlerinin payına, modernizasyon ihtiyaçlarının ne kadarının karşılandığına ve gizli savunma harcamalarının boyutuna baktığınızda, resim çok daha karmaşık hale geliyor.
NATO Yüzde 2 Hedefi: Nereden Geldi, Nereye Gidiyor?
2014 yılında NATO Galler Zirvesi’nde alınan karar, müttefik ülkelerin 2024’e kadar GSYİH’larının en az yüzde 2’sini savunmaya ayırmasını hedefliyordu. Bu hedefin arkasında Rusya’nın Kırım’ı ilhakı vardı. Avrupa ülkelerinin savunma harcamaları Soğuk Savaş sonrası yıllarca düşmüş, Kırım krizi bu eğilimin tersine dönmesi gerektiğini acı bir şekilde hatırlattı.
2024’te hedefe ulaşan ülke sayısı hala sınırlıydı. 31 NATO üyesinden ancak 12-13’ü yüzde 2 barajını geçebildi. 2025’te bu sayı artmaya devam ediyor ama hala üyelerin yarısı hedefin altında.
Bu hedefin kendisi de tartışmalı. Yüzde 2, neyin yüzde 2’si? GSYİH hesaplama yöntemleri ülkeden ülkeye farklılık gösterebiliyor. Savunma harcamasının tanımı da standart değil. Bir ülke jandarma harcamalarını savunma bütçesine dahil ederken diğeri etmiyor. Emekli maaşlarını sayan var, saymayan var. NATO’nun kendi tanımı (NATO definition) bile bazı gri alanlar bırakıyor.
2025 itibarıyla tartışma “yüzde 2 yeterli mi?” sorusuna kaydı. Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa’nın konvansiyonel savunma kapasitesinin ne kadar erozyona uğradığını gözler önüne serdi. Bazı NATO ülkeleri (özellikle Polonya ve Baltık ülkeleri) yüzde 3-4 seviyelerine çıkmayı hedefliyor. ABD ise müttefiklerden yüzde 2’nin ötesine geçmelerini açıkça talep ediyor.
Türkiye’nin Savunma Bütçesi: Rakamlar Ne Söylüyor?
Türkiye’nin 2025 savunma bütçesi, NATO tanımına göre yaklaşık 40 milyar dolar civarında. GSYİH’ya oranı yüzde 2.1-2.3 aralığında. Bu rakam, Türkiye’yi NATO’nun yüzde 2 hedefini karşılayan ülkeler arasına sokuyor.
Ama hemen bir uyarı: Türkiye’nin savunma bütçe rakamlarında birden fazla kaynak farklı rakamlar verebiliyor. Resmi Milli Savunma Bakanlığı bütçesi, Jandarma ve Sahil Güvenlik dahil edildiğinde değişiyor. SSB’nin proje bütçeleri ayrı kalemlerden finanse ediliyor. Savunma Sanayii Destekleme Fonu ayrı bir kaynak. Bu parçalı yapı, “gerçek” savunma harcamasını tespit etmeyi zorlaştırıyor.
Bir de kur meselesi var. Türkiye’nin savunma bütçesi TL cinsinden belirleniyor ama dolar cinsinden karşılaştırma yapılıyor. TL’nin değer kaybı, bütçeyi dolar bazında dalgalandırıyor. 2018’de yaşanan kur krizi, Türkiye’nin savunma bütçesini dolar bazında bir gecede yüzde 30 eritmişti. Bütçe TL olarak aynıydı ama uluslararası karşılaştırmalarda Türkiye bir anda küçülmüş gibi göründü.
NATO Ülkeleri Savunma Harcaması Karşılaştırması
Rakamları bağlamına oturtmak için kapsamlı bir tablo şart.
NATO Savunma Harcamaları (2025 Tahmini)
| Ülke | Harcama (milyar $) | GSYİH Oranı | Kişi Başı ($) | Aktif Asker | Asker Başı ($) |
|---|---|---|---|---|---|
| ABD | ~886 | ~%3.4 | ~2.600 | 1.370.000 | ~646.000 |
| İngiltere | ~75 | ~%2.3 | ~1.100 | 150.000 | ~500.000 |
| Almanya | ~80 | ~%2.1 | ~950 | 183.000 | ~437.000 |
| Fransa | ~62 | ~%2.1 | ~900 | 205.000 | ~302.000 |
| Polonya | ~45 | ~%4.0 | ~1.150 | 150.000 | ~300.000 |
| Türkiye | ~40 | ~%2.1-2.3 | ~460 | 425.000 | ~94.000 |
| İtalya | ~32 | ~%1.5 | ~540 | 165.000 | ~194.000 |
| İspanya | ~22 | ~%1.5 | ~460 | 120.000 | ~183.000 |
| Kanada | ~27 | ~%1.4 | ~690 | 68.000 | ~397.000 |
| Norveç | ~10 | ~%2.0 | ~1.850 | 25.000 | ~400.000 |
Bu tabloda Türkiye’nin pozisyonunu anlamak için birkaç sütuna özellikle dikkat etmek gerekiyor.
Mutlak harcama: 40 milyar dolarla Türkiye, NATO’da ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve Polonya’nın ardından 6. sırada. Bu, büyük bir bütçe ve Türkiye’nin NATO’nun büyük oyuncularından biri olduğunun göstergesi.
GSYİH oranı: Yüzde 2.1-2.3 ile Türkiye, hedefi karşılıyor. Ama Polonya’nın yüzde 4’ü ve ABD’nin yüzde 3.4’ü ile kıyaslandığında, Türkiye’nin “az harcayan” tarafta olmadığı ama “agresif harcayan” tarafta da olmadığı görülüyor.
Kişi başı harcama: İşte tablo burada dramatik şekilde değişiyor. Türkiye’nin kişi başı askeri harcaması 460 dolar. Norveç’in 1.850, ABD’nin 2.600, İngiltere’nin 1.100 doları ile kıyaslandığında Türkiye’nin vatandaş başına ne kadar az kaynak ayırdığı ortaya çıkıyor. Bu fark, yaşam standardı ve gelir düzeyi farkını yansıtıyor ama aynı zamanda Türkiye’nin savunma harcamalarını artırma potansiyelinin de göstergesi: Kişi başı gelir arttıkça savunma harcaması da artabilir.
Asker başı harcama: En çarpıcı metrik bu. Türkiye’nin 425.000 aktif askeri var ve asker başı harcama sadece 94.000 dolar. ABD’de bu rakam 646.000, İngiltere’de 500.000, Almanya’da 437.000 dolar. Türkiye, NATO’nun en büyük ordularından birine sahip ama asker başına en az harcama yapan ülkelerden. Bu, ordunun modernizasyon düzeyinin düşük olduğunun ve personel giderlerinin bütçeyi domine ettiğinin doğrudan göstergesi.
Bütçenin Anatomisi: Para Nereye Gidiyor?
Bir savunma bütçesinin toplam büyüklüğünden daha önemli olan şey, nasıl harcandığıdır. Savunma harcamaları genel olarak üç ana kalemde toplanır: personel, tedarik/yatırım ve AR-GE.
Savunma Bütçesi Dağılımı Karşılaştırması
| Ülke | Personel (%) | Tedarik/Yatırım (%) | AR-GE (%) | Operasyonel (%) |
|---|---|---|---|---|
| ABD | ~%25 | ~%35 | ~%15 | ~%25 |
| İngiltere | ~%35 | ~%25 | ~%8 | ~%32 |
| Fransa | ~%40 | ~%25 | ~%10 | ~%25 |
| Almanya | ~%45 | ~%20 | ~%5 | ~%30 |
| Türkiye | ~%50-55 | ~%20-25 | ~%5-7 | ~%15-20 |
| Güney Kore | ~%35 | ~%30 | ~%10 | ~%25 |
Bu tablodaki en kritik rakam, Türkiye’nin personel giderlerinin bütçedeki payı. Yüzde 50-55 ile Türkiye, bütçesinin yarısından fazlasını personele harcıyor. ABD’nin yüzde 25’i, Güney Kore’nin yüzde 35’i ile karşılaştırıldığında bu fark çok belirgin.
Neden bu kadar yüksek? Türkiye’nin 425.000 kişilik aktif ordusu, NATO’da ABD’den sonra en büyük ikinci. Bu dev ordunun maaş, sosyal hak, barınma, iaşe ve sağlık giderleri, bütçeyi domine ediyor. Türk askerinin ortalama maliyeti Batılı ülkelere göre çok düşük ama sayı o kadar yüksek ki toplam personel gideri bütçenin yarısını aşıyor.
Bu durum ciddi bir yapısal sorun yaratıyor. Bütçenin yarısından fazlası personele gidince, tedarik ve modernizasyon için kalan pay küçülüyor. NATO ortalamasında tedarik/yatırım payı yüzde 25-30 iken Türkiye’de yüzde 20-25 aralığında. AR-GE payı ise NATO ortalamasının altında. Yani Türkiye, büyük bir ordu besliyor ama bu ordunun modernizasyon hızı, bütçe yapısı nedeniyle sınırlı kalıyor.
Büyük Ordu mu, Modern Ordu mu?
Bu soru, Türkiye’nin savunma bütçesi tartışmasının merkezinde duruyor. 425.000 aktif asker, Soğuk Savaş döneminin mirasıdır. Türkiye’nin Sovyet tehdidine karşı kalabalık bir kara ordusuna ihtiyacı vardı. Ama 2026’nın güvenlik ortamında aynı personel yapısına ihtiyaç var mı?
Avrupa’daki trend net: Ordular küçülüyor ama asker başına harcama artıyor. Almanya 2000’de 320.000 askerden 2025’te 183.000’e düştü. Ama asker başına harcama üç kat arttı. İngiltere benzer bir yol izledi. Bu ülkeler sayıyı azaltıp kaliteyi artırma stratejisi izledi.
Türkiye’nin durumu farklı. Suriye, Irak, Libya ve Doğu Akdeniz’de aktif askeri varlık sürdürme zorunluluğu, geniş bir personel tabanını gerekli kılıyor. Ama profesyonelleşme ve modernizasyon arasında bir denge kurulması şart. Zorunlu askerlik sistemi (ki kademeli olarak süre kısaltılıyor) personel giderlerini baskılıyor ama nitelikli personel tutma kapasitesini de sınırlıyor.
Bazı NATO uzmanları Türkiye’nin 300.000 aktif askere düşmesi durumunda tasarruf edilen kaynağın modernizasyona yönlendirilebileceğini ve bunun net askeri kapasiteyi artıracağını savunuyor. Bu argümanın matematiksel mantığı güçlü ama siyasi ve operasyonel gerçekliği zor. Türkiye’nin eşzamanlı olarak birden fazla cephede güç bulundurma ihtiyacı, personel sayısını hızla düşürmeyi riskli kılıyor.
Enflasyonun Bütçeye Etkisi: Görünmeyen Erozyonist
Türkiye’nin yüksek enflasyon ortamı, savunma bütçesini içeriden aşındıran görünmez bir güç. Nominal bütçe artışları etkileyici görünüyor (TL bazında yıldan yıla yüzde 50-60 artış) ama reel artış çok daha mütevazı.
Bu nasıl işliyor? 2024’te savunma bütçesi TL bazında yüzde 55 artırıldı diyelim. Ama aynı dönemde enflasyon yüzde 40 ise, reel artış sadece yüzde 10-15. Dolar bazında ise kur hareketine bağlı olarak artış daha da düşük olabilir veya negatife bile dönebilir.
Enflasyonun savunma bütçesine etkisi sadece genel bir erozyon değil, bazı kalemleri diğerlerinden daha fazla vuruyor. Personel giderleri enflasyonla birlikte otomatik artıyor (maaş zamları kaçınılmaz). Ama tedarik bütçeleri, proje bazlı sözleşmelere bağlı olduğu için enflasyondan daha yavaş ayarlanıyor. Bu da “bütçe artıyor ama hep personele gidiyor” sarmalını besliyor.
Savunma sanayi şirketleri açısından da enflasyon ciddi bir sorun. SSB ile yapılan sözleşmelerin bir kısmı sabit fiyatlı, bir kısmı eskalasyonlu. Sabit fiyatlı sözleşmelerde enflasyon arttıkça şirketlerin kar marjları eriyor. Eskalasyonlu sözleşmelerde ise SSB’nin bütçe yükü artıyor. Her iki durumda da kaybeden taraf var.
Gizli Savunma Harcamaları: Bütçenin Görünmeyen Kısmı
Bu başlığı açmak gerekiyor çünkü savunma harcamalarının şeffaflığı, dünya genelinde tartışmalı bir konu ve Türkiye bu konuda özellikle kapalı bir ülke.
Resmi savunma bütçesinin dışında kalan ama fiilen savunma amacıyla kullanılan harcamalar neler olabilir?
Savunma Sanayii Destekleme Fonu: SSB’nin bütçesi, Milli Savunma Bakanlığı bütçesinden ayrı. Bu fon, savunma sanayi projelerinin finansmanında kullanılıyor ve yıllık büyüklüğü birkaç milyar dolar düzeyinde. NATO raporlarında bu harcama savunma bütçesine dahil ediliyor ama Türkiye’nin ulusal bütçe sunumlarında her zaman birlikte gösterilmiyor.
Jandarma ve Sahil Güvenlik: Bu kuvvetler İçişleri Bakanlığı bünyesinde ama önemli bir askeri kapasiteye sahip. Harcamalarının savunma bütçesine dahil edilip edilmeyeceği tartışmalı.
Örtülü ödenek: Her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de istihbarat ve özel operasyonlar için ayrı fonlar mevcut. Bu fonların büyüklüğü kamuoyuna açık değil.
Şeffaflık karşılaştırması: NATO ülkeleri arasında savunma bütçesi şeffaflığı ciddi farklılıklar gösteriyor. ABD ve İngiltere, bütçe detaylarını kamuoyuyla geniş ölçüde paylaşıyor (gizli projeler hariç). Fransa ve Almanya orta düzeyde şeffaf. Türkiye ise detaylı kalem bazında harcama verilerini sınırlı ölçüde açıklıyor. Bu durum, bağımsız analiz yapmayı ve uluslararası karşılaştırma yapmayı zorlaştırıyor.
Savunma Bütçesi ve Tedarik: Yerlilik Oranı Neden Önemli?
Savunma bütçesinin etkinliğini belirleyen en önemli faktörlerden biri, harcamanın ne kadarının yerli sanayiye döndüğü. Türkiye bu konuda 20 yılda dramatik bir dönüşüm yaşadı.
2002’de savunma tedarikinin yaklaşık yüzde 80’i ithalata gidiyordu. Her 100 dolarlık harcamanın 80 doları yurt dışına akıyordu. Bu durum hem cari açığı besliyor hem de teknolojik bağımlılığı artırıyordu. 2025 itibarıyla yerlilik oranı yüzde 80’e yaklaştı. Yani aynı harcamanın artık 80 doları yerli sanayiye dönüyor.
Bu dönüşümün ekonomik etkisi büyük. Savunma bütçesinden yerli sanayiye dönen para, istihdam yaratıyor, AR-GE’yi finanse ediyor ve ihracat kapasitesi oluşturuyor. Savunma ihracatı analizimizde vurguladığımız 5.5 milyar dolarlık ihracat, büyük ölçüde bu yerlileştirme politikasının meyvesi.
Ama yüzde 80 yerlilik oranı konusunda da dikkatli olmak gerekiyor. “Yerli” tanımı geniş tutulabiliyor. Yabancı lisansla üretilen bir alt sistem “yerli” sayılıyor mu? Motor gibi kritik bileşenler hala ithal ama bunlar toplam maliyet içinde yüzde 20’yi oluştursa bile stratejik önemi çok daha büyük. Yani yüzde 80 yerlilik rakamı, gerçeği tam yansıtmıyor olabilir.
Bütçe Artışı mı, Modernizasyon mı?
Bu soru, Türkiye’nin savunma politikasındaki en temel gerilimi yansıtıyor. Bütçeyi artırmak tek başına çözüm değil. Asıl mesele, mevcut bütçeyi daha verimli kullanmak.
Bir örnek verelim. Türkiye’nin savunma bütçesini yüzde 50 artırdığını varsayalım (40’tan 60 milyar dolara). Eğer mevcut personel yapısı korunursa, bu artışın büyük bölümü yine personel giderlerine gidecek. Çünkü daha yüksek bütçe, daha yüksek maaş baskısı getirecek. Sonuçta tedarik ve modernizasyon payı oransal olarak çok az artacak.
Alternatif senaryoda, personel sayısı kademeli olarak azaltılır ve bütçe aynı kalırsa, tedarik ve AR-GE payı otomatik olarak artar. 425.000’den 350.000’e düşüş (yüzde 18 azalma) bile personel giderlerinde 3-4 milyar dolarlık tasarruf sağlayabilir. Bu kaynak modernizasyona yönlendirildiğinde, bütçe artışı olmadan bile askeri kapasite artışı mümkün olur.
Tabii bu hesap kağıt üzerinde kolay. Pratikte orduda personel azaltmak, sosyal ve siyasi açıdan zor bir karardır. Ama uzun vadede kaçınılmaz bir tartışma.
2030’a Doğru: Bütçe Baskıları Artacak
Türkiye’nin savunma bütçesi üzerindeki baskılar önümüzdeki 5 yılda artacak. Bunun birkaç nedeni var.
Büyük projeler teslimat aşamasında: KAAN, KIZILELMA, Altay seri üretimi, TCG İstanbul ve diğer projeler test ve üretim aşamasına geçiyor. Bu projelerin teslimat ödemeleri, tedarik bütçesi üzerinde ciddi baskı yaratacak.
Mühimmat stoku yenileme: Küresel trend, ülkelerin mühimmat stoklarını artırma yönünde. Rusya-Ukrayna savaşı, modern savaşlarda mühimmat tüketiminin beklenenin çok üzerinde olduğunu gösterdi. Türkiye’nin mühimmat stokları yeterli mi? Bu soru kamuoyunda tartışılmıyor ama SSB gündeminde kesinlikle var.
Siber ve uzay alanı: Siber güvenlik ve uzay kapasitesi, yeni harcama kalemleri olarak bütçeye ekleniyor. Türksat uyduları, gözlem uyduları, siber savunma merkezleri. Bunlar geleneksel savunma harcamalarının ötesinde ek kaynak gerektiriyor.
Personel maliyeti artışı: Profesyonel asker oranının artması, ortalama personel maliyetini yükseltiyor. Nitelikli teknik personeli elde tutmak için rekabetçi maaşlar zorunlu. ASELSAN ve TAI mühendislerinin özel sektöre geçişini engellemek bile tek başına ciddi bir maliyet kalemi.
2025-2030 Savunma Bütçesi Projeksiyonu (Türkiye)
| Yıl | Tahmini Bütçe (milyar $) | GSYİH Oranı | Tedarik Payı | Kritik Gelişme |
|---|---|---|---|---|
| 2025 | ~40 | ~%2.2 | ~%22 | Mevcut durum |
| 2026 | ~44-46 | ~%2.3 | ~%23 | KAAN prototip teslimatları |
| 2027 | ~48-52 | ~%2.3-2.5 | ~%24 | Altay seri üretim hızlanması |
| 2028 | ~52-56 | ~%2.4-2.6 | ~%25 | KIZILELMA teslimatları başlangıcı |
| 2029 | ~55-60 | ~%2.4-2.6 | ~%26 | Deniz projelerinin teslimat zirve dönemi |
| 2030 | ~58-65 | ~%2.5-2.7 | ~%27 | Modernizasyon harcamalarının tepe noktası |
Bu projeksiyonda birkaç varsayım var. Birincisi, Türkiye ekonomisinin yıllık ortalama yüzde 3-4 reel büyüme göstermesi. İkincisi, TL’nin kontrollü bir değer kaybı sürecinde kalması. Üçüncüsü, NATO baskısıyla GSYİH oranının kademeli artması. Bu varsayımlardan herhangi birinin sapması, tabloyu değiştirir.
Karşılaştırma: Türkiye Kiminle Yarışıyor?
Türkiye’nin savunma bütçesini değerlendirirken doğru kıyaslama grubunu seçmek kritik. ABD ile karşılaştırma anlamsız. İngiltere veya Fransa ile karşılaştırma daha anlamlı ama ekonomik ölçek farkı göz önünde tutulmalı.
En anlamlı kıyaslama grubu: Güney Kore, İsrail, Polonya ve belki İtalya.
Güney Kore: GSYİH’nın yüzde 2.8’ini savunmaya ayırıyor. Türkiye’den daha yüksek oran. Ama kritik fark, bütçe dağılımında: Kore’nin tedarik ve AR-GE payı yüzde 40’ın üzerinde. Türkiye’nin yaklaşık yüzde 25-30’u. Kore, daha az askerle (555.000 aktif, zorunlu askerlik var) daha fazla modernizasyona kaynak ayırmayı başarıyor.
İsrail: GSYİH’nın yüzde 5.3’ünü savunmaya ayırıyor, üstüne 3.8 milyar dolar ABD yardımı alıyor. Kişi başı harcama Türkiye’nin 10 katından fazla. AR-GE oranı yüzde 15+. İsrail modeli Türkiye için uygulanabilir değil (ölçek farkı, ABD yardımı) ama AR-GE önceliği konusunda ders çıkarılabilir.
Polonya: Yüzde 4 GSYİH oranıyla NATO’nun en agresif harcayıcısı haline geldi. 2022 sonrası Polonya, Güney Kore’den 12 milyar dolarlık silah alımı, ABD’den Abrams tankı, HIMARS ve Patriot siparişleri verdi. Polonya modelinde dikkat çekici olan, hızlı kapasite artışı için ithalata başvurulması. Türkiye’nin “yerli ve milli” yaklaşımının tam karşıtı.
Polonya vs. Türkiye: İki Farklı Strateji
Bu iki ülkenin savunma harcama stratejileri, savunma ekonomisindeki temel felsefi tartışmayı somutlaştırıyor.
Polonya modeli: “Hemen al, hemen sahip ol.” Polonya, acil tehdit algısı nedeniyle hazır silah sistemlerini yurt dışından tedarik ederek hızla kapasite artırıyor. K2 tankı, K9 obüsü, F-35, HIMARS. Yerli sanayi gelişimi önemli ama aciliyet var ve bekleme lüksü yok.
Türkiye modeli: “Kendin yap, geç de olsa sahip ol.” Türkiye, 20 yıllık bir süreçte yerli sanayi inşa etti, savunma ihracatı analizimizde detaylandırdığımız gibi ihracat kapasitesi oluşturdu ve teknolojik bağımsızlığı hedefledi. Bu yol daha yavaş ama uzun vadede daha sürdürülebilir.
Hangisi doğru? Cevap, tehdit algısına bağlı. Polonya’nın sınırında Rusya var ve acil bir konvansiyonel savaş riski taşıyor. Türkiye’nin tehditleri daha çeşitli ama hiçbiri Polonya’nın yaşadığı kadar acil değil. Bu yüzden Türkiye’nin “yavaş ama kalıcı” stratejisi kendi koşulları için mantıklı, Polonya’nın “hızlı ama bağımlı” stratejisi de kendi koşulları için mantıklı.
Benim Değerlendirmem: Bütçe Yeterli mi?
Kısa cevap: Hayır, ama sorun sadece büyüklük değil.
Türkiye’nin savunma bütçesi, 40 milyar dolarla kötü bir rakam değil. NATO’nun yüzde 2 hedefini karşılıyor. Ama bütçenin yapısal sorunları, büyüklüğünden daha fazla belirleyici.
Personel giderlerinin yüzde 50’nin üzerindeki payı, modernizasyon için yeterli kaynak bırakmıyor. KAAN, KIZILELMA, Altay gibi pahalı projelerin teslimat aşamasına girmesi, tedarik bütçesi üzerinde ciddi baskı yaratacak. Enflasyon, nominal artışları reel olarak eritiyor.
Çözüm üç ayaklı olmalı. Birincisi, personel yapısının kademeli dönüşümü. Daha küçük ama daha profesyonel bir ordu, personel giderlerini düşürüp modernizasyon payını artırır. İkincisi, bütçe şeffaflığının artırılması. Gizli veya dağınık kalemler, kaynakların verimli kullanılıp kullanılmadığını değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Üçüncüsü, AR-GE payının korunması. Kısa vadeli tedarik baskıları altında AR-GE’den kısmak, uzun vadede çok daha maliyetli bir hata olur.
Savunma bütçesi bir ülkenin güvenlik politikasının mali ifadesidir. Türkiye’nin bu ifadesi, iddialı hedeflerle kısıtlı kaynaklar arasındaki gerilimi yansıtıyor. Bu gerilimi yönetmek, sadece daha fazla para ayırmakla değil, mevcut parayı daha akıllıca harcamakla mümkün. NATO’nun yüzde 2’si yeterli olabilir ama ancak o yüzde 2’nin her kuruşu doğru yere gidiyorsa.
Sık Sorulan Sorular
Türkiye savunma bütçesi GSYİH'nın yüzde kaçı?
NATO'nun yüzde 2 savunma harcaması hedefi nedir?
Türkiye, NATO ülkeleri arasında savunma harcamasında kaçıncı?
Analizleri kaçırmayın
Haftalık savunma sanayi bülteni.
