İçeriğe atla
Savunma Ekonomisi 4 Mart 2026 • 16 dk okuma

Türkiye Savunma İhracatı: 10 Milyar Dolara Giden Yolun Analizi

Türkiye savunma sanayinin 800 milyon dolardan 5.5 milyar dolara yükselişi, 10 milyar dolar hedefi ve ihracatın makroekonomik analizi.

SİPER Analiz Ekibi
Türkiye savunma sanayi ihracat büyüme grafiği ve ekonomik analiz görseli

Savunma sanayinde bir ülkenin büyüklüğünü anlamanın en kolay yolu ihracat rakamlarına bakmaktır. Kendi ordunuza ne kadar üretirseniz üretin, dışarıya satamıyorsanız küresel ligde yeriniz yoktur. Türkiye bu gerçeği 2000’lerin başında acı bir şekilde tecrübe etti ve son 20 yılda yaşanan dönüşüm, savunma ekonomisi tarihinin en ilginç hikayelerinden birini oluşturuyor.

Bu yazıda Türkiye’nin savunma ekonomisini rakamlarla, karşılaştırmalarla ve biraz da kendi yorumumla masaya yatırıyoruz. Ne pembe tablo çizeceğiz ne de karamsarlık satacağız. Analiz var, propaganda yok.

800 Milyon Dolardan 5.5 Milyar Dolara: Nasıl Oldu?

2002 yılında Türkiye’nin toplam savunma ve havacılık ihracatı yaklaşık 800 milyon dolar civarındaydı. Bu rakam dönemin Türkiye’si için küçümsenmeyecek bir meblağ gibi görünse de perspektifi doğru kurmak gerek: Aynı yıl İsrail tek başına 4 milyar doların üzerinde savunma ihracatı yapıyordu. Güney Kore 1.5 milyar dolar civarındaydı. Yani Türkiye, kendini bölgesel güç olarak tanımlayan bir ülke için savunma ekonomisinde ciddi şekilde geriden geliyordu.

2025 itibarıyla bu rakam 5.5 milyar doları aştı. Yaklaşık yedi kat artış. Bunu 23 yılda başarmak, özellikle 2016 sonrası yaptırım baskıları ve CAATSA tehdidi düşünüldüğünde hafife alınacak bir performans değil.

Peki bu büyüme nereden geldi? Tek bir kalemle açıklanamaz ama ana kaynakları şöyle sıralayabiliriz:

İHA devrimi: Bayraktar TB2’nin 2020 sonrası küresel çaptaki operasyonel başarısı, Türkiye’yi savunma ihracat haritasında bambaşka bir yere taşıdı. Bunu ayrı bir başlıkta detaylı ele alacağız.

Zırhlı araç ihracatı: BMC, FNSS ve Nurol Makina’nın Körfez ülkeleri, Orta Asya ve Afrika pazarlarına yaptığı satışlar istikrarlı bir gelir kalemi oluşturdu.

Elektronik sistem ihracatı: ASELSAN’ın radar, elektro-optik ve haberleşme sistemleri, özellikle ana platform satışlarına entegre olarak ihraç edilmeye başlandı.

Gemi inşa: Türkiye’nin korvet ve devriye gemisi ihracatı (Pakistan, Türkmenistan, Ukrayna siparişleri) yeni bir gelir kapısı açtı.

Yıllara Göre Savunma İhracatı Büyümesi

Yılİhracat (milyar $)Büyüme Notu
2002~0.8Başlangıç noktası, büyük oranda alt sistem ve parça
2010~1.0Yavaş büyüme, iç pazar odaklı dönem
2015~1.7ANKA ve ilk İHA ihracat anlaşmaları
2018~2.2Zırhlı araç siparişleri artışta
2020~3.0TB2 etkisi başlıyor, Libya ve Karabağ sonrası talep patlaması
2022~4.4Ukrayna-Rusya savaşı sonrası küresel savunma harcamaları artışı
2024~5.2Portföy genişlemesi, AKINCI ihracatı
2025~5.5+TCG Anadolu tipi projeler, elektronik harp sistemleri

Bu tablodaki en dikkat çekici detay 2020-2025 arasındaki ivme. Beş yılda ihracat neredeyse ikiye katlanmış. Bunun arkasında sadece TB2 yok; Türkiye’nin savunma ürün portföyünün genişlemesi ve jeopolitik konjonktürün savunma harcamalarını artırması da büyük etken.

Savunma Bütçesi: Rakamların Söyledikleri ve Söylemedikleri

Türkiye’nin 2025 savunma bütçesi yaklaşık 40 milyar dolar seviyesinde. Bu, NATO’nun talep ettiği GSYİH’nın yüzde 2’si hedefinin üzerinde. Ancak burada dikkatli olmak gerekiyor: Türkiye’nin savunma bütçesinin önemli bir kısmı personel giderleri ve operasyonel masraflarla eriyor. Asıl mesele, bu bütçenin ne kadarının Ar-Ge ve tedarike ayrıldığı.

Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) verilerine göre aktif proje portföyünün toplam değeri 80 milyar doları aşmış durumda. Bu portföyün kabaca yüzde 80’i yerli şirketlere yönlendiriliyor. 2002’de bu oran yüzde 20 civarındaydı. Bu dönüşüm, Türk savunma sanayinin temel büyüme motorunu oluşturuyor.

Ar-Ge harcamalarına gelince: Türkiye’nin toplam Ar-Ge/GSYİH oranı yüzde 1.4 civarında ve bunun önemli bir bölümü savunma Ar-Ge’sine gidiyor. ASELSAN tek başına yılda 1 milyar doların üzerinde Ar-Ge harcaması yapıyor. Bu rakam tek bir Türk şirketi için etkileyici, ancak küresel rakiplerle kıyaslandığında resim değişiyor: Lockheed Martin’in yıllık Ar-Ge bütçesi 2 milyar doların üzerinde, BAE Systems 3 milyar dolar harcıyor. Yani Türkiye’nin tüm savunma Ar-Ge’si, tek bir Batılı savunma devinin bütçesiyle yarışıyor.

Bu ne anlama geliyor? Türkiye sınırlı kaynaklarla çok iş başarıyor, ama alan derinliği zayıf. Her şeyi aynı anda geliştirmeye çalışmak, kaynakları ince yayma riskini beraberinde getiriyor.

İhracat Pazarları: Kim, Ne Alıyor?

Türkiye’nin savunma ihracatının coğrafi dağılımı, aslında ülkenin jeopolitik pozisyonunun bir yansıması. NATO müttefikleri büyük alıcı değil; asıl pazarlar NATO dışı ülkeler.

Başlıca Savunma İhracat Pazarları

Ülke/BölgeBaşlıca ÜrünlerTahmini DeğerNot
UkraynaTB2, AKINCI, korvet, SOM1+ milyar $Savaş sonrası yeniden yapılanma potansiyeli çok yüksek
PakistanMILGEM korveti, T129 ATAK, SİHA800+ milyon $Stratejik ortaklık, TAI iş birliği
Suudi ArabistanAKINCI, zırhlı araç, elektronik harp500+ milyon $Yeni açılan büyük pazar
KatarZırhlı araç (BMC), gemi, eğitim400+ milyon $Uzun vadeli çerçeve anlaşmalar
BAESİHA, elektronik sistem300+ milyon $Baykar ve ASELSAN ürünleri
AzerbaycanTB2, SİHA mühimmatı, STM sistemleri300+ milyon $Karabağ sonrası güçlenen ilişki
KazakistanANKA, zırhlı araç, silah sistemleri200+ milyon $Orta Asya’nın en büyük alıcısı
PolonyaBayraktar TB2, AKINCI (görüşme)200+ milyon $NATO içi nadir ihracat başarısı
NijeryaT129 ATAK, TB2150+ milyon $Afrika pazarının öncüsü
ÖzbekistanZırhlı araç, İHA100+ milyon $Büyüyen pazar

Bu tabloda birkaç önemli örüntü var. Birincisi, Körfez ülkeleri toplamda en büyük ihracat bölgesini oluşturuyor. İkincisi, Pakistan ve Ukrayna stratejik öncelikli müşteriler olarak ayrı bir yerde duruyor. Üçüncüsü, Afrika ve Orta Asya gelecek vaat eden ama henüz olgunlaşmamış pazarlar.

Dikkat çeken eksiklik ise Batı Avrupa ve Kuzey Amerika pazarlarının yokluğu. Türkiye, NATO müttefiklerine platform satışı konusunda ciddi zorluklar yaşıyor. Bunun sebeplerini ileride ele alacağız.

Büyük Beşli: ASELSAN, TAI, ROKETSAN, BMC, HAVELSAN

Türk savunma sanayinin omurgasını bu beş şirket oluşturuyor. Performanslarını karşılaştırmak, sektörün genel sağlığını anlamak açısından önemli.

Savunma Şirketleri Karşılaştırması (2024 Verileri)

ŞirketTahmini CiroAna Ürünlerİhracat PayıGüçlü Yönü
ASELSAN~4 milyar $Radar, EO, haberleşme, silah~%30Teknoloji derinliği, Ar-Ge kapasitesi
TAI (TUSAŞ)~3.5 milyar $HÜRKUŞ, T929, KIZILELMA, GÖKBEY~%25Platform geliştirme, havacılık uzmanlığı
ROKETSAN~2 milyar $Tayfun, SOM, HISAR, UMTAS~%20Füze/roket, hassas güdüm
BMC~1.5 milyar $Altay tankı, zırhlı araç, Kirpi~%35Zırhlı araç ihracatı, seri üretim
HAVELSAN~1 milyar $Simülatör, yazılım, C4ISR~%15Yazılım, dijital dönüşüm

Bu tabloda ilginç olan şey ihracat paylarındaki farklılık. BMC’nin ihracat payının en yüksek olması şaşırtıcı değil: zırhlı araçlar, savunma ihracatının en kolay satılan segmenti. Sertifikasyon bariyerleri nispeten düşük, teknoloji transferi daha kolay ve müşteri tabanı geniş.

ASELSAN’ın ihracat payının yüzde 30’da kalması ise düşündürücü. 4 milyar dolarlık ciro yapan bir elektronik şirketin daha yüksek ihracat oranına ulaşamaması, ürünlerin entegrasyon karmaşıklığı ve müşteri ülkelerin teknik absorpsiyon kapasitesiyle ilgili.

ROKETSAN ürünleri açısından bakarsak, Tayfun füzesi gibi balistik sistemlerin ihracatı MTCR kısıtlamaları nedeniyle zor olsa da taktik füze ve roket sistemlerinde ciddi ihracat potansiyeli mevcut. HISAR hava savunma füzesi ailesi, özellikle düşük-orta irtifa segmentinde uluslararası pazarda rekabetçi bir konumda.

Bayraktar TB2 Etkisi: Bir İHA Nasıl Ülke İmajını Değiştirdi?

TB2’nin Türk savunma ihracatına etkisini anlamak için 2019 öncesi ve sonrasını ayırmak gerekiyor.

2019 öncesinde Türkiye’nin savunma ihracatı profili büyük ölçüde zırhlı araçlar, hafif silahlar ve mühimmattan oluşuyordu. Teknoloji yoğun ürünlerin ihracattaki payı düşüktü. Türkiye, uluslararası savunma fuarlarında “ilginç ama kanıtlanmamış” kategorisinde değerlendiriliyordu.

2020’den itibaren her şey değişti. Libya’da Hafter güçlerinin Pantsir hava savunma sistemlerinin TB2’ler tarafından imha edilmesi, Karabağ’da Azerbaycan’ın Ermeni savunma hatlarını TB2 ve MAM-L kombinasyonuyla çözmesi, ardından Ukrayna’nın Rus konvoylarına karşı TB2 kullanması. Bu operasyonlar, savaş alanında kanıtlanmış performans sundu ve savunma ihracatında en değerli pazarlama aracını oluşturdu.

TB2’nin doğrudan ihracat geliri önemli ama asıl etkisi dolaylı: TB2, Türkiye’yi “gerçek savunma teknolojisi üreten ülke” kategorisine taşıdı. Bu algı değişikliği, KIZILELMA gibi çok daha sofistike platformların ihracat potansiyelinin önünü açtı. Artık müşteri ülkeler Türkiye’nin “yapabileceğine” inanıyor.

Rakamsal etkiyi de görmezden gelemeyiz: 2020-2025 arasında Baykar’ın toplam ihracatının 5 milyar doları aştığı tahmin ediliyor. Tek bir şirketin bu performansı, sektör genelindeki büyümenin ne kadar TB2/AKINCI odaklı olduğunu gösteriyor. Bu bir güç ama aynı zamanda bir kırılganlık. Buna yazının ilerleyen bölümlerinde değineceğiz.

Türkiye vs. Dünya: Savunma İhracatında Neredeyiz?

Türkiye’nin savunma ihracatını doğru değerlendirmek için küresel rakiplerle karşılaştırma şart. Sıklıkla yapılan hata, Türkiye’yi ABD veya Rusya ile kıyaslamak. Bu anlamsız. Doğru kıyaslama grubu: İsrail, Güney Kore, Fransa ve belki İtalya.

Savunma İhracatı Karşılaştırması (2024 Verileri)

Ülkeİhracat (milyar $)Ana SegmentlerGüçlü YönZayıf Yön
Fransa~19Savaş uçağı, denizaltı, fırkateynRafale satışları, nükleer denizaltıYüksek fiyat, uzun teslimat
İsrail~13İHA, siber, füze savunma, radarSavaşta kanıtlanmış, ileri teknolojiPolitik kısıtlamalar, küçük platform
Güney Kore~9Tank, obüs, jet eğitim uçağı, fırkateynRekabetçi fiyat, hızlı teslimatMarka algısı hala gelişiyor
İtalya~7Helikopter, eğitim uçağı, gemiLeonardo çeşitliliği, NATO entegrasyonuİnovasyon hızı düşük
Türkiye~5.5İHA, zırhlı araç, gemi, elektronikİHA liderliği, fiyat-performansMotor bağımlılığı, sınırlı platform

Bu tabloya bakınca Türkiye’nin henüz İsrail ve Güney Kore’nin gerisinde olduğu açık. Ancak büyüme hızı açısından Türkiye listenin en dikkat çekici ülkesi. 2015’te 1.7 milyar dolardan 2025’te 5.5 milyar dolara yüzde 220’nin üzerinde büyüme, listedeki hiçbir ülkede yok.

Güney Kore’nin hikayesi Türkiye için özellikle öğretici. Koreliler 2000’lerin başında Türkiye’nin bugünkü pozisyonundaydı. K2 Black Panther tankı, K9 obüsü ve KF-21 savaş uçağı gibi platform yatırımlarıyla 20 yılda ihracatlarını 10 kat artırdılar. Polonya’ya tek seferde 12 milyar dolarlık paket satışı, bu stratejinin ne kadar başarılı olduğunun kanıtı.

İsrail modeli ise farklı: Düşük maliyetli platform satmak yerine yüksek katma değerli alt sistem, yazılım ve siber güvenlik çözümlerine odaklanıyorlar. ASELSAN’ın izlemesi gereken yol muhtemelen bu.

SSB’nin Rolü: Orkestra Şefi mi, Darboğaz mı?

Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB), Türk savunma sanayinin merkezinde duran kurum. Tedarik kararlarından offset politikalarına, ihracat izinlerinden Ar-Ge fonlamaya kadar her şeyde belirleyici rolü var. Bu kadar merkezi bir yapının hem avantajları hem de riskleri mevcut.

Avantajlar: Hızlı karar alma, kaynakların stratejik yönlendirilmesi, yerli sanayiye öncelik politikası. SSB’nin “yerli ve milli” vurgusu, Türk savunma şirketlerinin büyümesinin temel itici gücü oldu. 2002’de yüzde 20 olan yerlilik oranının yüzde 80’e çıkması, doğrudan bu politikanın sonucu.

Riskler: Tek nokta bağımlılığı. SSB’nin onay vermediği hiçbir proje ilerleyemez, hiçbir ihracat gerçekleşemez. Bu, bürokratik darboğaz yaratma potansiyeli taşıyor. Ayrıca offset politikaları (karşı alım yükümlülükleri) bazen ihracat müşterilerini caydırabiliyor. Bir müşteri ülke, Türk savunma ürünü almak istediğinde SSB’nin talep ettiği endüstriyel katılım koşulları, anlaşmaları karmaşıklaştırabiliyor.

Offset politikalarına adil bir değerlendirmeyle yaklaşmak gerek: Bu politikalar kısa vadede satışları zorlaştırsa da uzun vadede teknoloji transferini ve müşteri ülkelerle stratejik ilişki derinleşmesini sağlıyor. Pakistan ile MILGEM iş birliği bunun güzel bir örneği.

Motor Krizi ve Kritik Bileşen Bağımlılığı

Türk savunma sanayinin Aşil topuğu, motor meselesidir. Bu konuyu Altay analizi yazımızda detaylı ele almıştık. Burada makroekonomik boyutuna odaklanalım.

Türkiye’nin motor bağımlılığı üç katmanda kendini gösteriyor:

Havacılık motorları: T929 ATAK-2 helikopteri için Ukrayna’dan Motor Sich TS1400 motoru tedarik edildi, ancak savaş nedeniyle tedarik zinciri riskli. TEI’nin yerli motor geliştirme programı devam ediyor ama tam kapasite üretim en iyimser tahminle 2028-2030 arası.

Tank motoru: Altay tankının Güney Kore motor lisansı ile üretimi başladı ama yerli güç grubu (BATU motoru) hala test aşamasında. Bu durum ihracat planlarını doğrudan etkiliyor: Motor lisansı vermeyen bir ülkeye Altay satılamaz.

Turbofan motorlar: KIZILELMA ve Hürjet için kritik olan turbofan motor kapasitesi, Türkiye’nin en büyük teknolojik açığı. Ukraynalı AI-322 motoruyla başlayan süreç, yerli turbofan geliştirmeyle devam etmek zorunda.

Bu bağımlılığın ihracata etkisi somut: Motor tedarikçisi ülkenin onayı olmadan, o motoru kullanan platformu üçüncü ülkeye satamazsınız. Bu, “end-user” kısıtlaması olarak bilinen mekanizma ve Türkiye’nin ihracat hedeflerinin önündeki en ciddi engel.

Sertifikasyon bariyerleri de cabası. NATO standartlarında STANAG uyumluluğu, Batılı ülkelere satış için zorunlu. Sivil havacılık sertifikasyonları (EASA, FAA) ise çift kullanımlı platformlar için gerekli. Türkiye henüz bu sertifikasyon altyapısını tam olarak kuramamış durumda.

Makroekonomik Etki: Savunma Sanayi Gerçekten Ne Kadar Fark Yaratıyor?

Savunma sanayinin Türkiye ekonomisine etkisini abartmak da küçümsemek de yanlış olur. Rakamları bağlamıyla ele alalım.

İstihdam: Savunma sanayi doğrudan yaklaşık 80.000 kişi istihdam ediyor. Dolaylı istihdam (yan sanayi, lojistik, hizmet) dahil edildiğinde bu rakam 250.000’e yaklaşıyor. Türkiye’nin toplam istihdamı düşünüldüğünde bu büyük bir rakam değil, ama kritik nokta istihdamın niteliği: mühendis, teknisyen, yazılımcı ağırlıklı yüksek katma değerli iş gücü.

Cari hesap etkisi: 5.5 milyar dolarlık savunma ihracatı, Türkiye’nin kronik cari açık sorununa doğrudan katkı sağlıyor. Ancak bunu büyük resimde değerlendirmek lazım: Türkiye’nin toplam ihracatı 260 milyar dolar civarında. Savunma ihracatının payı yüzde 2’nin biraz üzerinde. Önemli ama dönüştürücü değil. Henüz.

10 milyar dolar hedefine ulaşıldığında bu pay yüzde 4’e yaklaşacak ve cari hesap üzerindeki etkisi daha hissedilir olacak. Ama asıl önemli olan net etki: Savunma ithalatı azaldıkça (yerlilik oranı artışı) ve ihracat arttıkça, sektörün net döviz kazandırıcı etkisi büyüyor.

Teknoloji yayılımı: Savunma Ar-Ge’sinin sivil ekonomiye transferi, ölçülmesi zor ama gerçek bir etki. ASELSAN’ın geliştirdiği haberleşme teknolojileri, HAVELSAN’ın yazılım kapasitesi, TAI’nin kompozit malzeme uzmanlığı. Bunlar sivil sektörde de değer yaratma potansiyeli taşıyor. İsrail’in savunma teknolojisi spin-off’larıyla küresel teknoloji devi haline gelmesi, bu potansiyelin ne kadar büyük olabileceğinin kanıtı.

10 Milyar Dolar Hedefi: Gerçekçi mi?

Resmi hedef net: 2028’e kadar 10 milyar dolar savunma ihracatı. Mevcut 5.5 milyar dolardan 10 milyar dolara çıkmak, üç yılda yüzde 80 artış demek. Bu gerçekçi mi?

Büyümeyi destekleyen faktörler:

Küresel savunma harcamaları artışta. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa ülkeleri savunma bütçelerini ciddi şekilde artırıyor. Bu, toplam pazarın büyümesi anlamına geliyor. Ayrıca Türk ürünlerinin fiyat-performans avantajı, bütçesi sınırlı ülkeler için cazip.

KIZILELMA, Hürjet, Siper hava savunma sistemi ve AKINCI-C gibi yeni platformların ihracat portföyüne eklenmesi bekleniyor. Bu platformlar mevcut ürün gamının çok üzerinde birim fiyatlara sahip, dolayısıyla az sayıda satış bile toplam ihracatı ciddi şekilde artırabilir.

TCG Anadolu tipi projeler de büyük potansiyel taşıyor. TCG Anadolu benzeri amfibi harp gemisi ve korvet projeleri, tek seferde milyar dolarlık anlaşmalar getirebilir.

Büyümeyi engelleyecek faktörler:

Motor bağımlılığı, yukarıda açıkladığımız nedenlerle ihracat tavanı oluşturuyor. Yerli motor programları olgunlaşmadan bu tavan kalkamaz.

Jeopolitik riskler: Türkiye’nin S-400 alımı nedeniyle ABD’yle yaşadığı CAATSA krizi, Batılı pazarlara erişimi kısıtlıyor. Polonya gibi NATO ülkelerine satış istisna kalıyor.

Rekabet sertleşiyor: Güney Kore agresif fiyat politikasıyla pazarlara giriyor. Çin düşük maliyetli İHA ve zırhlı araç segmentinde Türkiye’yle doğrudan rekabet ediyor. İsrail İHA pazarında geri dönüş yapma çabasında.

Türk lirasının değer kaybı iki yönlü etki yapıyor: İhracat fiyatlarını dolar bazında rekabetçi tutuyor ama ithal girdi maliyetlerini artırıyor. Net etki belirsiz ve kur dalgalanmaları planlama yapılmasını zorlaştırıyor.

Benim değerlendirmem: 10 milyar dolar hedefine 2028’de değil ama 2030’a kadar ulaşılabilir. Bunun için iki koşul şart: Birincisi, en az bir büyük platform ihracatı (KIZILELMA veya eşdeğeri) gerçekleşmeli. İkincisi, motor bağımlılığında somut ilerleme kaydedilmeli. Bu iki koşul sağlanmazsa ihracat 7-8 milyar dolar civarında bir platoya oturabilir.

”Savunma Sanayi Balonu” Tartışması

Bu başlığı açmak zorunlu çünkü Türkiye’de savunma sanayi tartışması genellikle iki uç arasında gidip geliyor: Ya “dünya lideriyiz” propagandası ya da “balon, sürdürülebilir değil” karamsarlığı. Gerçek ikisinin arasında bir yerde.

Balon argümanları:

Savunma sanayi şirketlerinin borsa değerlemeleri, karlılık oranlarına göre yüksek. ASELSAN’ın fiyat/kazanç oranı, küresel savunma şirketlerinin ortalamasının üzerinde. Bu, piyasanın gelecek beklentilerini fiyatladığı anlamına geliyor ama aynı zamanda hayal kırıklığı riskini de artırıyor.

Sektörün büyümesi büyük ölçüde devlet tedarikine bağımlı. SSB siparişleri azalırsa veya bütçe kısıtlamaları gündeme gelirse, şirketlerin büyüme oranları hızla düşebilir.

İhracat çeşitliliği yetersiz. İHA satışlarına aşırı bağımlılık, tek bir segmentteki rekabet artışının tüm ihracat performansını etkilemesi riskini taşıyor.

Sürdürülebilirlik argümanları:

Küresel savunma harcama trendi yukarı yönlü. 2022 sonrası dönemde dünyadaki savunma bütçeleri toplamda 2.4 trilyon doları aştı ve artmaya devam ediyor. Bu trend, Türk savunma sanayine yapısal bir rüzgar sağlıyor.

Türkiye’nin ürün portföyü hızla genişliyor ve çeşitleniyor. 2015’te sadece İHA ve zırhlı araç ihraç eden Türkiye, bugün gemi, füze, radar, elektronik harp ve simülatör ihraç ediyor. Bu çeşitlilik, tek segmente bağımlılığı azaltıyor.

Yerlilik oranındaki artış, ithal girdi maliyetlerini düşürüyor ve kâr marjlarını koruyor. Bu, ekonomik dalgalanmalara karşı bir tampon oluşturuyor.

Dengeli değerlendirme: Türk savunma sanayi bir balon değil ama aşırı iyimser beklentiler taşıyor. Sektör gerçek bir değer üretiyor, istihdam ve teknoloji yaratıyor, ihracat geliri sağlıyor. Ancak 10 milyar dolarlık hedefin ve ötesinin gerçekleşmesi, yapısal sorunların (motor, sertifikasyon, pazar çeşitliliği) çözülmesine bağlı. Bu sorunları görmezden gelip sadece başarı hikayelerine odaklanmak, uzun vadede hem sektöre hem de yatırımcılara zarar verir.

Geleceğe Bakış: 2030’da Türk Savunma Ekonomisi Nerede Olacak?

Bu soruya kesin cevap vermek mümkün değil ama üç senaryo çizebiliriz:

İyimser senaryo (10+ milyar $ ihracat): Yerli motor programları başarılı olur, KIZILELMA ve Hürjet ihracata başlar, Türkiye en az bir büyük NATO ülkesine platform satışı gerçekleştirir. Bu senaryoda Türkiye, küresel savunma ihracatında ilk 10’a girer.

Baz senaryo (7-8 milyar $ ihracat): Motor bağımlılığı kısmen devam eder ama İHA ve gemi ihracatı büyümeye devam eder. Türkiye, İsrail ve Güney Kore’nin peşinden giden ama onlara tam yetişemeyen bir konumda kalır.

Kötümser senaryo (5-6 milyar $ ihracat): Jeopolitik krizler ihracatı olumsuz etkiler, motor programlarında ciddi gecikmeler yaşanır, küresel rekabet yoğunlaşır. İhracat mevcut seviyelerde stagnasyon yaşar.

Hangisinin gerçekleşeceğini belirleyecek birkaç kritik değişken var: TEI’nin motor programındaki ilerleme, CAATSA krizinin çözümü, Çin’in düşük maliyetli İHA pazarındaki agresifliği ve Türkiye’nin kendi ekonomik istikrarı.

Bu Rakamların Arkasındaki Gerçek Hikaye

Savunma ekonomisi analizlerinde sıklıkla gözden kaçan bir nokta var: Rakamlar tek başına hikayeyi anlatmaz. 5.5 milyar dolarlık ihracat, 20 yıl önce hayal bile edilemezdi. Ama bu başarının arkasında binlerce mühendisin yıllarca süren çalışması, stratejik sabır ve evet, ciddi miktarda kamu kaynağı yatırımı var.

Türkiye’nin savunma ekonomisi, ülkenin genel ekonomik yapısının bir mikrokozmosu gibi: Hızlı büyüme, büyük hedefler, yapısal kırılganlıklar ve inanılmaz bir girişimci enerji bir arada. Bu kombinasyon hem büyük başarılara hem de büyük hayal kırıklıklarına kapı aralıyor.

10 milyar dolar hedefi iddialı ama imkansız değil. Yeter ki propaganda değil analiz yapılsın, zayıf noktalar kabul edilsin ve yapısal sorunlara yapısal çözümler üretilsin. Savunma sanayi, bir ülkenin geleceğine yaptığı en büyük yatırımlardan biri. Bu yatırımın geri dönüşü rakamlarla ölçülür ama değeri rakamların çok ötesindedir.

Sık Sorulan Sorular

Türkiye'nin savunma ihracatı 2025'te ne kadar?
2025 yılı itibarıyla Türkiye'nin savunma ve havacılık ihracatı 5.5 milyar doları aşmış durumda. Resmi hedef 2028'e kadar 10 milyar dolara ulaşmak.
Türkiye'nin en büyük savunma şirketi hangisi?
Ciro bazında ASELSAN, Türkiye'nin en büyük savunma şirketi konumunda. Ardından TAI (TUSAŞ) ve ROKETSAN geliyor.
Türkiye savunma ihracatında dünyada kaçıncı sırada?
Türkiye, SIPRI verilerine göre dünya savunma ihracatında ilk 15 arasına girmiş durumda ve hızla yükseliyor. Özellikle İHA segmentinde küresel lider konumda.
10 milyar dolar savunma ihracatı hedefi gerçekçi mi?
Mevcut büyüme trendi ve portföy genişlemesi devam ederse hedefe ulaşmak mümkün. Ancak motor bağımlılığı, sertifikasyon engelleri ve jeopolitik riskler ciddi zorluklar oluşturuyor.
Paylaş:

Analizleri kaçırmayın

Haftalık savunma sanayi bülteni.